BAĞLAMA'NIN ANADOLU KAYNAKLARI

Uluslararası çalgı sınıflandırma sistemine (Sachs-Horbostel) göre bağlama, “uzun lutlar” (long-luthes) sınıfına girmektedir. Yapı olarak, sap boyuna göre daha küçük bir gövdeden oluşan bu tip çalgıların, oldukça uzun bir geçmişi bulunmaktadır. Bu geçmiş içinde başlıca Anadolu, Orta doğu ve Asya kaynakları öne çıkmaktadır.
İngilizce “luth” adı, Arapça "el-ud"dan gelmektedir. Endülüs kültürü aracılığıyla bu isim Avrupa kültürüne geçmiş ve luth, lauta, lauda gibi adlara dönüşmüştür.
Uzun saplı lutların tarihsel olarak görüldükleri ilk kaynak, MÖ. 3. bine ait, Akad devri silindir mühürleridir.
Özellikle MÖ. 2. binden başlayarak, daha küçük yapıdaki uzun saplı lutlar, Doğu Akdeniz, Mezopotamya ve Doğu Asya'da bulunmuştur.

Bu türlerin bilinen en eski örnekleri, MÖ. 1730-1580 tarihlerinde Mısır' da görülmektedir. Bunlar sapın uç kısmına doğru sivrilerek uzayan örneklerdir. Ayrıntılı resimler üzerinde açıkça görülebilmektedir ki, çalgı, üzerine bağlanmış bir mızrap veya çalanın bileğine bağlanmış bir tel aracılığıyla çalınmaktadır.
Bağlama benzeri çalgıların Anadolu'da bulunan en eski örnekleri ise, MÖ. 1680-1375 tarihlerinde, Eski Hitit Dönemi'ne aittir. Ayrıca, Zincirli ve Kargamış'ta (G. Antep) da, Geç Hitit Dönemi'ne ait çeşitli kabartma taş levhalar üzerinde de bu tip çalgılara rastlanmıştır.Bu tür çalgıların Frigler, Lidyalılar ve Urartularda da kullanıldığı bilinmektedir.
Bizans döneminde, 5. yya ait mozaikler üzerinde, "pandura" adı verilen, üç telli ve perdesiz örneklere raslanmaktadır. Bu mozaik Selçukluların Anadolu'ya gelişinden önce de, bu tür çalgıların Anadolu'da kullanılmakta olduğunun bir göstergesidir. L. Picken'a göre, uzun saplı lutların asıl kaynak yeri, Suriye ve çevresidir. Bu tip çalgılar, olasılıkla 2500 yıl önce Asya'ya geçmişti. Çünkü 2. ve 3. yylarda, benzer çalgılara Çin'de de rastlanmaktaydı.
Bağlama benzeri çalgıların batıya yeniden getirilişlerinde, Türkler’in aracılığı etkili olmuştur.Asya Türkleri arasında, bağlamaya benzeyen ilk örnekler, eski Kırgız Türklerinin yerleşim alanı olan Hakas bölgesinde bulunmuştur. İki telli olan bu örneklerin perdeleri yoktur. Bu çalgının perdeli örneklerine günümüzde "dutar (ikitelli)" denilmektedir. Genel olarak Asya Türkleri, bağlama tipli telli çalgılara "kopuz" yada "komıs" adını vermektedir. Asya kopuzlarında, tel sayısı ikiden fazla olanlara da (tanbura anlamında) "dambra" yada "dombra" denilmektedir. Gürcüler, bu tip çalgılara "pandur" demektedirler. Bu ilişki ve benzerlikler, "pandura" ile "tanbura" arasındaki yakınlık ve yaygınlığa da dikkatimizi çekmektedir.
Günümüzde özellikle Balkanlardan başlayarak, Anadolu, Suriye Irak, Gürcistan, Ermenistan Azerbaycan ve Asya'ya uzanan bölgede karşımıza çıkan bu tür çalgıların yayılmasında, Osmanlı Türkleri'nin de etkili olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde Balkanlar’daki uzun saplı çalgı kültürünün yaygınlaşmasında ve genel anlamda “batıya doğru olan yayılma”da, Osmanlıların iskan politikalarının etkili olduğu anlaşılıyor.

Anadolu'da, bağlama ailesi çalgıların, olağanüstü bir çeşitlilik sunması ve hemen her yörede kullanılması, çalgının "yerli"liği adına önemlidir. Anadolu sazlarında, bu türden çalgıların adlandırılmasında, farklı yöntemler uygulanmıştır. Sözgelimi tel sayısına göre, boyuta göre, çalındığı akorda ve hatta çalındığı yere göre yapılan adlandırmalar yaygındır. Önceleri "ikitelli"den "onikitelli"ye kadar değişen ve tel sayılarına göre yapılan adlamanın yerini, giderek çalgının boyuna, çalındığı akorda yada çalındığı yere göre yapılan adlamanın aldığı görülür. Sözgelimi cura, ırızva, bağlama, bozuk, tanbura, çöğür, divan sazı, meydan sazı gibi adlar, bu dönüşümün tipik örnekleridir. Bağlama, bozuk gibi adlar, hem özel bir tür, hem de bir akort bildirmektedir. Divan sazı, meydan sazı gibi örnekler, çalgının, mekansal büyüklüğüne de çağrışım yapan adlamalara örnektir.
Anadolu sazlarındaki bu adlamaların tarihsel gelişimini incelerken, yararlanılan önemli kaynakların başında, halk ozanlarının şiirleri gelmektedir. Yunus Emre (XIII.yy)'den başlayarak, kopuz, çeşte (şeştar-altıtelli), tanbura, cura, saz, bağlama, çögür gibi adların, sıkça bu metinlerde geçtiği görülür. Kaygusuz Abdal (XIV.yy), Pir Sultan Abdal (XVI. yy), Kazak Abdal (XVI.yy), Köroğlu (XVI.yy), Karacaoğlan (XVII.yy), Dadaloğlu (XIX.yy), Dertli (XIX.yy), Aşık Veysel (XX.yy) gibi daha pekçok ozan, hayatlarını paylaşan bu sadık dost için, şiirler söylemişlerdir.
Ali Ufki (XVII.yy), Kantemiroğlu (XVIII.yy) gibi Osmanlı Saray hizmetinde bulunmuş hristiyan kökenli Avrupalı tutsaklar, o dönemin müzik ve çalgılarıyla ilgili önemli bilgiler vermektedirler. Özellikle tanbur, şeştar gibi isimlere onların eserlerinde de rastlanmaktadır.
Önemli bir başka kaynak olarak, yabancı gezgin ve resmi görevlilere ait seyahatnamelerin kayda değer gözlem ve bilgiler içerdiği görülmektedir. XV. yydan itibaren gelişmeye başlayan ancak özellikle XVII. yydan sonra yoğunlaşan bu kaynaklarda da, saz kültürüne ilşkin pekçok bilgi elde etmek mümkündür. Nicholay (XVI.yy), Blainville (XVIII.yy), Fonton (XVIII.yy), Toderini (XVIII.yy), Vileatteaou (XIX.yy) gibi yabancı gezginlerin yanısıra, yerli gezginlerin en öenmlisi olan Evliya Çelebi (XVII.yy), 'den de telli çalgılarımıza ilişkin bilgiler derlenebilmektedir.

Bağlama benzeri çalgıların günümüzde yaygın olduğu bölgelere bakıldığında, bunların antik dönemlerdeki dağılımla hemen hemen örtüştüğünü görmekteyiz. Tarihsel gelişmenin etkileriyle yayılmanın yönünün, daha çok doğudan batıya doğru olduğu söylenebilir. Özellikle lut - lavta türlerinin, Avrupa Ortaçağ ve Rönesans müziklerinde önemli bir rol üstlendiği görülüyor. Minnesaenger, meistersinger, troubadour gibi adlar alan, Ortaçağ'ın gezgin şair-besteci müzisyenlerinin büyükçe bir bölümü, şarkılarını lavta eşliğinde söylemekteydiler. Batıda Barok dönemde de gözde olma özelliğini sürdüren lut - lavta müziği, Klasik Dönem’le birlikte önemini kaybetmeye başlamıştır.
Günümüzde, bağlama benzeri çalgıların hala oldukça geniş bir ülkeler coğrafyası içinde kullanılıyor olduğunu görüyoruz. Uzakdoğudan Asya kültürlerine, ortadoğudan Anadolu'ya, Balkanlardan Akdeniz kültürlerine hatta Latin kültürlerine dek, çok değişik form, ölçü ve adlar altında kullanılan bağlama benzeri çalgıların, farklı kültürlerden insanlarla olan ilişkisinin daha uzun yıllar, gelişerek devam edeceği görülmektedir. Halk müzikleri içinde de çoğu ülke için, bu aileden çalgılar, vazgeçilmez bir değer taşımaktadır.         Okan Murat ÖZTÜRK

 

İYİ BİR  BAĞLAMANIN 10 ÖZELLİĞİ


Bir bağlama mı almak istiyorsunuz? Ya da bağlamanızı iyi olup olmadığını merak mı ediyorsunuz?
Belki yararı olur düşüncesiyle iyi bir bağlamanın bazı özelliklerini belirtmekte yarar var diye düşündük.

İşte iyi bir bağlamanın 10 özelliği:

1. Tekne
İyi bir bağlama için yapan ve çalan ustaların tercih ettiği teknelik ağaçlar Dut, Ardıç, Gül, Maun, Vengi, Kestane gibi sert ve özgül ağırlığı yüksek ağaçlardır.
Tekne oyma (Tek parça) ise dut ve kestane tercih edilmelidir. Yarma tabir edilen teknelerde damar halkalarının daralıp bittiği yer teknenin tümsek olan arka bitiş noktası olmalıdır. Bunlar daha değerli ve az bulunur teknelerdir.
Yaprak (dilimler halinde birleştirilmiş) teknelerin yaprakları birbirine iyi alıştırılıp yapıştırılmış olmalı, ve dilimler arasında aşırı renk, damar ve genişlik farkı olmamalıdır.
Her iki teknede de form düzgün, orantılar (boy, genişlik, derinlik) doğru ve ağaç kesinlikle kuru ve yıllanmış olmalıdır.

2. Kapak
Kapak bir bağlamanin ses kalitesini en çok belirleyen,hayati önemdeki bölümüdür.
Kapak için tercih edilen ağaç genellikle bir tür çam cinsi olan beyaz ladindir. Kanada ladini de denilen koyu renkli kapaklar bir dönem kullanıldıysa da iyi netice alınamamıştir.
Iyi bir kapak kesinlikle yıllanmış bir kurulukta, damarları düzgün, budaksız ve esnek bir yumuşaklıkta, ve tekneye hafif bir bombeyle oturtulmuş olmalıdır. Maalesef birçok usta sazın sesinin gür çıkması için kapağı gereğinden ince tutmakta bu ise sesin patlamasına ve ileride çökmeye sebep olup sorun yaratmaktadır.
İyi bir usta kapakta gereken kalınlğı düşürmeden iyi sesi yakalayan ustadır.

3. Sap
İyi bir bağlamada sap, damarlarından doğru biçilmiş, kuru, gürgen kelebek gibi sert ağaclardan yapılmış olmalıdır. Sap kalınlığı ve genişliği orantılı ve ele oturur olmalıdır.

4. Burgular ve Eşikler
Burgular Pelesenk, Simşir, Gül, Kelebek gibi ağaçlardan yapılabilir.
Burgu delikleri düzgün, orantılı ve dogru açıyla ve temiz açılmış burgu ve burguluk iyi traşlanıp temizlenmiş olmalıdır. Bazı ustalarca da kullanılan metal gitar burguları ise kanımca geçici bir moda; bağlamaya yakışıp yakışmadığı ise tartışılırdır.
Üst ve dip eşikler şimşir, abanoz bazen de kemikten olabilir. Orta eşikte (Köprü) ise kelebek tercih edilmelidir.
Tüm eşikler düzgün bir işçiliğe sahip olmalı gereğinden yüksek veya düşük olmamalıdır. Teller eşığe asla gömülmemeli. Tel aralıkları orantılı, dip eşikteki delikler dar ve düzgün açilmış olmalıdır. Orta eşik (Köprü) yüksekliği yaklaşık 5-7 mm ve eşik kapağa her yerinden tam oturur olmalıdır.
Burgu ve eşiklerdeki işçilik ve kalite, sazı yapan ustanın, sazın görünmeyen yerler ile genelindeki titizliğinin ve ustalığının ipuçlarını verebilir.

5. Tesfiye
Tesfiye sazın perdelerindeki herbir sesin temiz ve cızırtısız çıkması için yapılan işlem ve ayarın adıdır.
İyi bir tesfiyede teller belirli bir gerginliğe kadar çıkabilmeli sapın esneme (çekme) payı iyi verilmeli, teller sapa mümkün olan en yakın aralığa indirilmeli, sesler temiz, çalım yumuşak, perdeler ayarlı olmalıdır.
Burada belirtmekte yarar var ki tesfiye, bir ustanın ustalık derecesini gösteren ve maalesef çok az usta tarafından gerektiği gibi yapılan, son derece önemli bir işlemdir.

6. Cila
Bağlama cilası olarak parlak ve koruyucu olması açısından en tercih edileni polyesterdir. Sesi biraz düşürdüğü bilinse de neme, tezene ve tırnak darbelerine karşı koruyucu olması açısından tercih edilir. Polyester, sazın üzerinde ince bir tabaka halinde bulunmalı, kesinlikle kalın olmamalıdır.
Az da olsa kullanılan kamalak cila ise, sesi daha az etkilese de koruyucu değildir. Ve özellikle amatör müzisyenler için tercih edilmemelidir. Birçok ustanın kullandığı vernik ise pek denenmemiş ve sıra saz tabir edilen düşük kaliteli sazlarda kullanılmaktadır.

7. Perdeler
Bağlama boylarına göre perde kalınlıkları değişebilse de en çok tercih edilen 38-40 cm.lik tekne boyuna sahip bağlamalar için uygun perde kalınlığı 0,35-0,40mm çapında olanlardır. Perdeler yerinden çok zor oynayacak şekilde sıkıca ve üstüste gelmeyecek şekilde direkt doğru yerlere bağlanmış olmalıdır.

8. Desen süs ve filotalar
Birdönem modaya dönüşmüş olan ve biraz da alıcıyı cezbetmek için yapılan değişik süs ve desenler bu gün, yapan ve çalan iyi ustalar tarfından tercih edilmemektedir. Genel eğilim enstrümana yakışan bir sadelikten yanadır.
Yine de ille de desen diyenler bilmelidir ki plastik, metal gibi doğal olmayan hiçbir madde bağlamada kullanılmamalıdır. Sap üzerinde hakiki sedef, üst-dip eşik ve kafeste kemik; (isteyen ve fiyat farkını önemsemeyenler için) kullanılabilinir. Ağacın boyanması, kalemle filota (çizgi) çekilmesi ise hiçbir iyi ustanın yapmayacağı bir işlemdir.

9. Elektirikli ses yükselticiler
Bağlama satın alan birçok amatör müzisyenin yaptığı bir hata da hiç kullanmayacakları halde eşik altı ve fişmen denilen, yalnızca sahne için gerekli olan aletleri bağlamalarında istemeleri veya bunlara sahip bağlamaları daha tercih edilir sanmalarıdır. Bu aletlerin bağlamanın dogal akustik sesini olumsuz etkilediğini ve fazladan bir maliyet içerdiğini unutmamalıdırlar. Ayrıca elektronik teknik hergün gelişip değişmekte. Bağlamanızdaki bu tür bir alet birsüre sonra eski ve tercih edilmez olabilmektedir.

10. Ses
Bağlamadaki ses rengi ve ses gürlüğü tamamen kişisel bir tercihdir. Herkes gürlükten ilk anda etkilense de gür sesli bir bağlama herzaman iyi bir bağlama olmayabilir. Tabii ki belli bir gürlük gereklidir. Ama tınıdaki bağlamaya yakışır ton ve renk, gürlük kadar, hatta daha da önemlidir.
Bilinmelidir ki bağlama çalan birçok usta için iyi bir ton, yumuşaklık ve denge; yorucu bir gürlükten önce gelir.
Siparişle kişiye özel yapılan bağlamalarda ses rengi,ton ve gürlügün nasıl olacağı ise yapan usta dahil hiçkimsenin tam olarak önceden kestiremeyeceği birşeydir.

Son olarak belirtmekte yarar var ki her fiyat ve amatöründen profesyoneline her müzisyen için bağlama üreten bu sektörde yukarıda yazdıklarımız 1. sınıf bir bağlamayı tanımlayan özelliklerdir.
Her seviyede çalan olduğu gib,i her seviyede yapan da olacaktır.
Avrupa standartında aynı malzeme ve işciliğe sahip el yapımı bir 1. sınıf kemanın birkaçbin euro olduğu düşünülürse, gerçek 1. sınıf bağlama yapan ustalara fiyat konusunda pek de haksızlık yapmamak gerektiği kolayca anlaşılabilinir.

Eskiler hep söylerler ki, bir bağlamayı bağlama yapan, onu yapan usta kadar çalan ustadır da. Ve bizce bir müzisyen için, kendini istediği gibi ifade edebildiği bir saz; fiyatı, sesi ve görüntüsü nasıl olursa olsun o kişi için iyi bir sazdır.
Ve iyi bir bağlamaya sahip olanlar onu artık maddi değerlerle ölçmezler.

Bütün enstrümanlar özel bakım isterler. Biz henüz o düzeyde değiliz ama batılılar enstrüman kutularının içine özel nemlendiriciler koymayı bile ihmal etmiyorlar.
Kullanım sonrasında hafif nemlendirilmiş bir mendil ile bağlamayı silmek gerekiyor. Teller üzerinde oluşan oksitlenmeyi gidermek için de en ideali bulaşık sıngerinin sert tarafıyla hafifçe silmek. Bu seslerin de temiz gelmesini sağlar. Her bağlamaya her kalınlıkta tel takılmaz. Bağlamanın özelliğine göre telleri seçmek gerekiyor. Bunun için bilenlere mutlaka danışın. Uygun tel kombinasyonlarıyla ses niteliklerinin değiştiğini göreceksiniz.

Evinizde enstürüman için doğrudan güneş almayan ısıtıcılara uzak, nem olmayan, cereyan ulaşmayan bir köşe seçmelisiniz. Kışın kalorifer veya soba yanıyorsa odaya bir kapla su koymak ve ıslak havlu asmak iyi bir yöntemdir. Yazında aynı yöntemler kullanılabilir.

Enstrümanın ses tahtası kirlenmişse bunu gidermek için Alkol, Aseton, zımpara vs. kullanmayın. İlk ikisi cilaya zarar verebilir. Zımpara ise ses niteliğini değiştirir.

Enstrümanınızı çaldıktan sonra kılıfına koyarak  yerine kaldırın.

Türkiye üretimi bağlamaların en büyük özelliği dışta kullanılan süslemelerin albenisidir. Gerçekten de çok temiz ve göze hitapeden bağlamalar üretiliyor... Bağlamanın göze hitap etmesini yadırgamamak gerekiyor. Temiz işçilik  önemli, ancak kulağa hitap eden kısmı ile kullanım kolaylığı daha da önemli... Burada küçük bir ayrıntı da var. Bağlamanın ham halinde ne kadar çok hata varsa üzerine o kadar çok süsleme (kaplama) yapıştırılıyor...İnsanların çöpe atmak iştediği şekil ve görünüm itibariyle hatalı eski bağlamalardan o kadar güzel tınılar elde ediliyor . Atölyede aylarca duvarda asılı duran ve özellikle gençlerin) eline dahi almadığı kötü görünümlü eski oyma Gürgen bağlamayı ancak profesyoneller değerlendirebiliyor

Ortalama olarak teknenin et kalınlığını 4 mm alalım. Kenarına çekilen çıtanın kalınlığı da 2 ile 3mm arasında değişiyor. Bu durumda ses tahtası teknenin üzerine ancak 1 mm veya 2 mm kadar oturuyor. Bu durumda araya giren çıta tekneden gelen sesin yansımasını engelliyor. Bu durumda da ses geliyor tabi... hatta çok iyi ses verenler de var. Ancak bu o tekneden elde edilmesi gereken doğal ses değil. Aradaki ikinci bir ağaç cinsinden dolayı gerçek ses yansıtılmıyor. İki sevgilinin arasındaki yabancı varlık gibi. Diğer bir dezavantaj da ses tahtasının tekneye tam oturmamasından dolayı basınç gövdeye eşit bir şekilde yansımıyor. Tellerin uyguladığı basıncın eşit yansımamasından dolayı ses de dalgalanmalar veya arada ses geçmemesi gibi pozisyonlar da olabilir. Daha da kötüsü en küçük bir darbede ses tahtası bir kaç yerinden çatlayıp içine göçebiliyor.

Ses’i de bir elektrik akımı gibi düşünebiliriz. Aradaki bir yabancı madde akımı kesebiliyor veya az geçirebiliyor.

İkinci örnek: Burgular geriye doğru eğik olarak takılıyor. Yandan bakınca bu daha estetik görünüyor.. Ancak bu tür bağlamaları kullananlar bilirler ki bu kullanıcıya yapılan en büyük kötülüklerden birisidir. Burgu dönüş yönüne uygun olarak teli deliğin içine doğru çeker. Bir kaç bükmeden sonra ise burgu kendini dışarıya atar.

Tel Yüksekliği: Tellerin gövdeye ve klavyeye olan yüksekliğinin de iyi ayarlanması gerekiyor. Henüz standardı olmayan bağlamada ideal eşik yüksekliği 5 mm veya 5,5 mm olarak kabul ediliyor. Tellerin gövdeye yakınlaşmasıyla kullanımda ve tezene hareketinde büyük kolaylıklar sağlandığı gibi akort ederken daha ince seslere çıkmak da olanaklı hale geliyor. Yani iyi ayarlanmış bir eşikle bir bağlama iki ses daha fazla akort kaldırabiliyor..

Bunun yanı sıra alt ve üst eşiklerin tam oturması ve tel çizgilerinin temiz kesilmesi gerekir. Üst eşik hala geleneksel olarak açılan yuvaya çakılıyor. Eşiğin tam oturmamasından kaynaklı bir veya daha fazla telde sesler pürüzlü gelebiliyor. Alt eşik içinde aynı şey geçerli... Eşiğin gövdeye tam oturması gerekiyor..Eşiklerde kullanılan malzemelerin cinsi de ses üzerinde etkili oluyor. Sadece eşikleri değiştirerek sesi bir miktar etkilemek (parlak, pes, yumuşak vs.) mümkün.

Bağlamanın sesi üzerinde etkisi olan ciddi hatalardan birisi de Cila. Sevindirici bir gelişme son yıllarda Nitrolack, Schellack gibi cilalar kullanılmaya başlandı... Ancak büyük çoğunluk hala Polyester kullanmaya devam ediyor. Polyester bir mobilya cilası. Bazı bağlamalarda 2mm kalınlığında olanını gördüm. Avrupada artık mobilyalarda da kullanılmıyor.  Polyester kalınlığından dolayı sesi dışarıya tam olarak yansıtmıyor. Benim iddiam değişik ağaçlardan yapılmış. hepsi aynı kalınlıkta cilalanmış 10 ayrı bağlamanın ses özellikleri birbirine yakındır. Çünkü öncelikle Polyester sesi verir. Polyester kalın ve sert olduğundan dolayı kolay çizilmiyor. Bizim kullandığımız cilalar ise bağlama kullanımında özen gerektiriyor... Bağlamayı vurmalı çalgı gibi kullananlara Polyester cilayı tavsiye ediyorum.

Burgularda kullanılan ağacın cinsi de kullanım kolaylığını birlikte getirir. Son yıllarda tamamen yanlış gelişen bir moda var ki bu da Abanoz burgu modasıdır.. Klavyede kullanılan ağacın cinsine göre burgu kullanılmalıdır. Yakın sertliklerde iki ağaç cinsinin iyi sonuç vermediğini rahatlıkla söyleyebilirim. Benim tercihim Pelesenk (palisander) yönünde oluyor. Abanoz kullandıklarım da oluyor. Burguların, burgu için üretilmiş aletlerle alıştırılarak takılması ve yumuşatıcılarla desteklenmesi kullanırken kolaylıklar sağlar.

Bu tartışılan bir konudur... Kimileri üreticiye ödedikleri paranın büyüklüğüne göre bağlamasının iyi olduğuna karar verir. Kimileri yapımcının meşhurluğuna göre bağlamasının iyiliğine karar verir. Kimileri teknedeki ağacın özelliğine, burgusuna, cilasına göre karar verir... Bu seçenekleri arttırmak mümkün.
En iyi bağlama benimki diye bir yaklaşım yanlıştır. Enstrüman, kullanıcısına kendisini rahat kullanma olanağı veriyorsa, kullanıcısıyla arasında bir iletişim kurabiliyorsa, kullanıcının kendisini ifade etmesine olanak sağlıyorsa yani  kullanıcı enstrümanında kendini ifade edebiliyorsa (teknik hariç) o enstrüman İYİDİR.

İki insanın birbirini severek evlenmesi gibi bir durum söz konusu. Arada anlaşmazlıklar çıktığında da medeni bir şekilde ayrılmak (yeni bir bağlama edinmek) veya birlikteliği sürdürebilmek için dışardan yardım aramak gibi yollarla (bağlamaya tamir veya bakım yaptırmak) iyi bir birlikteliği sürdürmek söz konusu.

Teknik olarak da temiz işçiliğe sahip, kulağı tırmalamayan sesleri yansıtan, kullanımda zorluklar çıkarmayan, her altı ayda bir tamir istemeyen (masrafsız) uzun yıllar dayanabilecek bağlamaya ben iyi bağlama diyorum. Tabi bazen bu özelliklerin hepsini bir arada bulmak mümkün olmayabiliyor. O zaman da bir miktar fedakarlık yaparak birlikteliği sürdürmek gerekiyor.

İyi bir enstrüman yapmaya çalışırken işin baştan planlanması gerekiyor... Öncelikle tekne yapımında kullanılacak ağacın cinsinin belirlenmesi gerekiyor...Hangi ağaç cinslerinin hangi sesleri yansıttığı bilimsel olarak (Bizler için:)) bilinmese de deneme yanılma yöntemleriyle belirlenmiş bulunuyor. Bu sadece Bağlama için geçerli. Batılılar için bu yönde bir problem artık bulunmuyor. Ağaçların cinslerine göre sertlik dereceleri, bükülme oranları, kırılganlıkları, yansıtma, esneme, direnç vs. biliniyor.
Teknede kullanılacak ağaç seçildikten sonra Klavyede kullanılacak ağacın seçimi geliyor. Az lifli, tellerin uygulayacağı basıncı kaldırabilecek dayanıklılıkta ağaçların seçilmesi gerekiyor. Ben Batılı yapımcıların Gitarlarda kullandıkları şekilde Altta Akçaağaç üzeri Pelesenk veya Abanoz presli klavye kullanıyorum. Sonraki aşamada ise ses tahtasının seçimi geliyor... Bunda da dayanıklı ve uzun ömürlü olması açısından Ladin kullanıyorum. Piyasa da ise değişik ağaçlar kullanılıyor... Ancak şu ana kadar gördüğüm (en eskisi 40 yıllık) Ladin kullanılmış bağlamaların ses tahtalarında bir esneme olmadığıdır...Sonrasında hangi sertlik veya yumuşaklıkla bir tını elde edilmek isteniyorsa ona göre ağaçların işlenmesi gerekiyor... Bağlama ustası Kemal Eroğlu’nun dediği gibi kullanılacak ağaçların birbirlerini sevmeleri gerekiyor. Kaba hatlarıyla bağlama ortaya çıktıktan sonra ince işçiliğe sıra geliyor ki bu da ayrıca bir titizlik gerektiriyor. Yapılan en küçük bir hata cilanın altından kendini olanca çıplaklığıyla gösteriyor. Ki, bu da sonuçta  ciddi bir moral bozukluğu yaratıyor... Bunun olmaması için konsantre olmak gerekiyor.

</p>"</p>"